İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Gönüllü Kütüphaneci

Gönüllü Kütüphaneci

Sabahattin Öztürk
Okuma sevgisinin aşka dönüşmesi 1952-1957 arasına kadar uzanır. Bu sürede 100 ün üzerinde roman ve hikâye okudum. Yerli yabancı yazar ve eserlerini o zaman tanıdım. Derslerimi aksattığı için okumayı azalttım, ama kitap almayı hiç aksatmadım ve hala devam ediyorum.

29 yıllık öğretmenlik hayatım boyunca öğrencilerime niçin okumaları gerektiğini ve hangi eserleri okuyacaklarını anlatmaya çalıştım. Çalıştığım okulların kütüphanelerini zenginleştirmek için kampanyalar düzenledim. 1992 senesinde emekli olunca yalnız okuyacağım derken 3 sene bir vakıfta 5 yıl da evimize bitişik yeşil sahada 350 adet çiçek türü ağaç yetiştirmek için çalıştım ve okuma planımı erteledim. 2004 yılında dizlerim rahatsızlaşınca bütün zamanımı okumaya ayırdım. Sadece kendim okuyor sohbet sırasında meraklı olanlara bölümler aktarıyordum. Gençlerden bazıları kitap okumak istediklerini belirttiler. Fakat onlara verdiğim eserler onlara ağır geldi. Bunun üzerine yeni basılan ve kampanyalı eselere ulaştım. Onları önce kendim okudum ve okumak isteyenlere ulaştırdım. Bir anda okuyucu sayısı 50’ye ulaştı. Onlarla diyalog kurarak istedikleri eserlere ve konulara ulaşmaya çalıştım. 5 yıldır haftanın dört gününü onlara ayırdım.

Her meslekten okuyucum oldu. Çalıştıkları işyerine uğrayıp okudukları eserleri alıyor yenilerini verip deftere kaydediyordum. Bugüne kadar 8 ajanda düzenledim. Hiçbir ücret almadığım için bugün okuyucu sayım 600 ü geçti. Ben sadece gruplara ulaşıyorum ve her grupta 2 ile 10 kişi var. Hangi yazarların hangi eserleri bizde mevcutsa onları liste halinde fotokopi yaptırarak 200 ün üzerinde listeyi okuyuculara ulaştırdım. Bugün eser sayımız bini geçti. Şu anda 300 eseri okuyan ve devam eden okuyucularım var. Çeşitli nedenlerle ayrılan yüz gruba dört bin eser verip geri almışım. Onların seviyelerine uygun eser tavsiye edebilmek için eserlerin 500 ünü okudum. Okuyucu bizim seçmemizi istiyor. Bu da isabetli oluyor.

gönüllü kütüphaneci, sebahattin öztürk



Beş yıllık tecrübe sonunda tespit edebildiklerim şunlar:

1)Okutmaya roman ve hikayeyle başlatmak günde on sayfa okuyarak ayda iki kitap bitirebileceklerini empoze etmek gerekiyor. Daha sonra günde bir kitap bitirenleri gördüm.

2)Elli eserden sonra araştırma inceleme eserlere geçilmesi ve arada yeni roman ve hikayelerin okunması sağlanmalı.

3)100 temel eser ve kampanyalı eserler okuyucuyu teşvik etmiştir.

4) Eserlerin basımında albenisi, konunun sadeliği, akıcılığı, dizaynı son derece önemli. Yıllar önce basılan eserleri anlamıyor ve okumak istemiyorlar.

5) Rehberlik yapanın eserleri okuması, güvenli olması, art niyetinin olmadığını, hiçbir maddi menfaat beklemediğine okuyucuları inandırması gerekiyor.

6) Aile içinde okuyan varsa çocukların da okuduğunu, bilhassa annelerin çok etkili olduğunu gördüm.

7) Anne ve anneannelerine, anaokulundaki çocuklarına her akşam basit 2 hikaye okuyarak diyaloglarını devam ettirmelerini söyledim. Onların birçoğu bugün benim okuyucum. İlköğretim 4. sınıfta olan bir tanesi 100 ün üzerinde eser okudu.

8) Eser okuma sayıları arttıkça sosyal yönlerinin geliştiğini, insanlara ve olaylara bakışlarının değiştiğini, öğrenci ise derslerine, severek ve anlayarak çalıştıklarına şahit oldum.

9) Nazilli’de okuyan bir öğrencinin vasıtasıyla bir dağ köyüne gönderdiğim 164 eserin 2 sene içinde 8 kişi tarafından okunup iade edilişine hiç kimse inanamadı. Yine bir köy ilköğretim okuluna hediye olarak gönderdiğim 25 adet yüz temel eserden sonra kısa zamanda kitap sayılarını 3500 e çıkardıklarını söylediler. Yine bir dağ köyüne gönderdiğimiz 15 eserin nasıl 500 e ulaştığını öğretmenin ağzından dinledim.

10) 5 yıldır maaşımın yüzde 10 unu bu hizmete ayırıyorum. 72 yaşında olduğum için hayli yoruluyorum. Ama okuyucularımın mutluluklarını gördükçe ben de çok mutlu oluyor her şeyi unutuyorum. Yazarların, yayın evlerinin, kitap satıcılarının ve okuyucularımın kitap destekleri ayrıca takdire değer ve onların her birine ayrı ayrı teşekkür borçluyum. Bu gençleri okutabilmek için herkesin bir şeyler yapabileceğine kesinlikle inanıyorum.


Alıntı: Yazının tamamı için tıklayınız: Emekli işte böyle olmalı! Hayrettin Karaman, www.yenisafak.com.tr


Her meslekten okuyucum oldu. Çalıştıkları işyerine uğrayıp okudukları eserleri alıyor yenilerini verip deftere kaydediyordum. Bugüne kadar 8 ajanda düzenledim. Hiçbir ücret almadığım için bugün okuyucu sayım 600 ü geçti. Ben sadece gruplara ulaşıyorum ve her grupta 2 ile 10 kişi var. Hangi yazarların hangi eserleri bizde mevcutsa onları liste halinde fotokopi yaptırarak 200 ün üzerinde listeyi okuyuculara ulaştırdım. Bugün eser sayımız bini geçti. Şu anda 300 eseri okuyan ve devam eden okuyucularım var. Çeşitli nedenlerle ayrılan yüz gruba dört bin eser verip geri almışım. Onların seviyelerine uygun eser tavsiye edebilmek için eserlerin 500 ünü okudum. Okuyucu bizim seçmemizi istiyor. Bu da isabetli oluyor.

Beş yıllık tecrübe sonunda tespit edebildiklerim şunlar:

1)Okutmaya roman ve hikayeyle başlatmak günde on sayfa okuyarak ayda iki kitap bitirebileceklerini empoze etmek gerekiyor. Daha sonra günde bir kitap bitirenleri gördüm.

2)Elli eserden sonra araştırma inceleme eserlere geçilmesi ve arada yeni roman ve hikayelerin okunması sağlanmalı.

3)100 temel eser ve kampanyalı eserler okuyucuyu teşvik etmiştir.

4) Eserlerin basımında albenisi, konunun sadeliği, akıcılığı, dizaynı son derece önemli. Yıllar önce basılan eserleri anlamıyor ve okumak istemiyorlar.

5) Rehberlik yapanın eserleri okuması, güvenli olması, art niyetinin olmadığını, hiçbir maddi menfaat beklemediğine okuyucuları inandırması gerekiyor.

6) Aile içinde okuyan varsa çocukların da okuduğunu, bilhassa annelerin çok etkili olduğunu gördüm.

7) Anne ve anneannelerine, anaokulundaki çocuklarına her akşam basit 2 hikaye okuyarak diyaloglarını devam ettirmelerini söyledim. Onların birçoğu bugün benim okuyucum. İlköğretim 4. sınıfta olan bir tanesi 100 ün üzerinde eser okudu.

8) Eser okuma sayıları arttıkça sosyal yönlerinin geliştiğini, insanlara ve olaylara bakışlarının değiştiğini, öğrenci ise derslerine, severek ve anlayarak çalıştıklarına şahit oldum.

9) Nazilli’de okuyan bir öğrencinin vasıtasıyla bir dağ köyüne gönderdiğim 164 eserin 2 sene içinde 8 kişi tarafından okunup iade edilişine hiç kimse inanamadı. Yine bir köy ilköğretim okuluna hediye olarak gönderdiğim 25 adet yüz temel eserden sonra kısa zamanda kitap sayılarını 3500 e çıkardıklarını söylediler. Yine bir dağ köyüne gönderdiğimiz 15 eserin nasıl 500 e ulaştığını öğretmenin ağzından dinledim.

10) 5 yıldır maaşımın yüzde 10 unu bu hizmete ayırıyorum. 72 yaşında olduğum için hayli yoruluyorum. Ama okuyucularımın mutluluklarını gördükçe ben de çok mutlu oluyor her şeyi unutuyorum. Yazarların, yayın evlerinin, kitap satıcılarının ve okuyucularımın kitap destekleri ayrıca takdire değer ve onların her birine ayrı ayrı teşekkür borçluyum. Bu gençleri okutabilmek için herkesin bir şeyler yapabileceğine kesinlikle inanıyorum.


Alıntı: Yazının tamamı için tıklayınız: Emekli işte böyle olmalı! Hayrettin Karaman, www.yenisafak.com.tr

Kütüphaneme gelen boşanmaktan vazgeçer

Emekli din dersi öğretmeni Sabahattin Öztürk, Nazilli’de emekli maaşıyla oluşturduğu kütüphaneyle gençleri okumaya teşvik ediyor. Rehberlik yapmak dışında aynı zamanda gelenlerin dertlerini dinlediğini söyleyen Öztürk “Kütüphanem terapi mekanı gibi. Yaşça büyük olduğumdan gelen çocuk bana açılabiliyor. Boşanmadan vazgeçenleri gördüm. Örtünüp namaza başlayanlar, oruç tutanlar bile oldu” diyor.

Büşra Sönmezışık 05 Temmuz 2015, 04:00 Yeni Şafak

YORUM YAP Sabahattin Öztürk, kitap sevdalısı emekli din öğretmeni. Aynı zamanda Yeşilay eski Başkanı İhsan Karaman’ın kayınpederi olan 78 yaşındaki Öztürk, emekliliğinden bu yana Nazilli’de kendi imkânlarıyla kurduğu 4 bin 500 kitaptan oluşan kütüphanesinde çocukları ve gençleri ağırlıyor. Gençlere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak için vaktinin büyük çoğunluğunu onlara ayıran Öztürk’le kütüphanesini ve gençlerin kitaba olan merakını konuştuk.

Gençler ve çocuklar size ‘kütüphaneci dede’ diye hitap ediyor. Emekli öğretmensiniz. Nasıl karar verdiniz kütüphane oluşturmaya?
1937’te Aydın’da dünyaya geldim. Konya imam hatip lisesi ve yüksek İslam yüksek enstitüsünden mezun olduktan sonra Bursa’da dört yıl öğretmenlik yaptım. Oradan Tekirdağ’a müdür olarak tayin oldum. Askerlikten sonra 20 yıl Nazilli endüstri meslek lisesinde hocalık yaptım. 29 yıl süren öğretmenlik hayatımdan emekli olduktan sonra üç yıl Ensar vakfında çalıştım. Dizlerim rahatsızlanınca okumaya başladım. Bir yıl hiç ara vermeden sadece kitap okudum. Daha sonra bunu gören gençler gelip “biz de okumak istiyoruz” dediler. 2004’te iki kız çocuğuna 1952’ten beri kütüphanemde olan onar kitap hediye ettim. Fakat bana kitapları beğenmediklerini çünkü dilini ağır bulduklarını baskıyı beğenmediklerini söylediler. Ahmet Günbay, Emine Şenlikoğlu gibi yazarları okumak istiyorlardı. Yazın İstanbul’dan 200’ün üzerinde içinde o yazarların da bulunduğu kitap aldım. Şuan kütüphanemde 2500 eser Ensar vakfında, 2000 eser de evde olmak üzere toplamda 4500 kitap var.

KİMSEYİ “OKU” DİYE ZORLAMIYORUM

1950’den başlayan günümüze gelen bir yazar skalanız var. Neler var kütüphanenizde?
Evdekiler eski baskı olduğu için gençler o kitaplara yönelmiyorlar. Kitapların albenisi olanlar için önemli. Gençler kitabın kapağına bakıp alıyorlar. Mecburen bugünkü yazarlara dönmeye çalıştım. Eski kitapların günümüz baskısını mutlaka alıyorum çocuklara okutuyorum. 4500 kitaptan, 700 eserden oluşan bir kitap listesi yaptırdım. Her yazarın eserinden beşer tane kitap seçmeye çalıştım. Gençler bu listeden seçiyor. Tarihi romanlar, kişisel gelişim, aile, araştırma -inceleme, Hz. Muhammedîn ve sahabenin hayatını anlatan kitaplar var. Yayınevleri gençliği anlayabilirse okuma oranı artar.

Fikrinizi almak isteyenlere siz ne tür kitaplar tavsiye ediyorsunuz?
Bir defa ben kimseyi “oku” diye zorlamıyorum. Onlar gelip beni buluyor. Genellikle hiç kitap okuyup okumadığını soruyorum. Yazarları tanıyor mu? Evvela bir diyalog kuruyorum. Bazen iki saate varan konuşmalar yapıyorum. Bakıyorum ki hiç yazar tanımıyor veya hiç kitap okumamış bu defa eline hikâye veriyorum. Öncelikle hikâye sevip sevmediğine bakıyorum. Sevmiyorsa o zaman romana yönlendiriyorum. Genellikle Emine Şenlikoğlu’nun kitaplarından veriyorum. Her yazardan mutlaka iki eser okunmasına dikkat ediyorum. Canan Tan, İpek Ongun okudukları da oluyor. Eğer yazar sayısı onu geçtiyse o çocukla ilgileniyorum. Eğer geçmediyse bırakıyor zaten.


KLASİKLERİ ÖNERİYORUM

En çok tavsiye ettiğiniz kitaplar?
Klasikleri önceliyorum. Mesela, Sefiller, Suç ve Ceza, Simyacı’yı mutlaka okumaları gerektiğini söylüyorum.

Kitapları neye göre seçiyorsunuz, içeriğine mi yoksa türüne göre mi?
Mümkün olduğu kadar seviyesine uygun kitaplar öneriyorum. Metin Karabaşoğlu’nun eserlerini okutuyorum. İskender Pala’yı okumayı seviyorlar. Çocuk elliye yakın roman okuduktan sonra artık eserleri kendisi seçmeye başlıyor. Seviyelerine uygun olmayan kitabı vermiyorum. İnanç esasları konusunda temel bilgileri anlatan kitaplar, Peygamberler tarihi ve İslam tarihini muhakkak okutuyorum.

ÖĞRENCİ, ESNAF, EMEKLİLER GELİYOR

Kimler okumaya daha meraklı?
Her kesimden gelenler oluyor. Pazartesi günü çarşıda 50-60 civarı okuyucularım var. İki poşet kitap alıyorum 5 saat dolaşıyorum. Esnaf olanlar, kuaförde çalışanlar var. Herkesin ajandası ayrı. Çarşıdakiler, Ensar vakfında eğitim alan öğrenciler, İmam hatip lisesinden ve diğer okullardan gelenler var. Bazen tek tek bazen ise grupça okuyorlar. İmam hatip lisesinden 150 civarı grubum var. Anaokuluna kadar yaş arılığı genişledi. İlkokulda başlayıp sonra 400’e varan kitap okuyan öğrenci var. Emekliler araştırma inceleme tercih ediyor, İslam tarihi ve mezhepler tarihi istiyorlar.

Kızlar mı yoksa erkek öğrenciler mi daha çok okuyor?
Ağırlıklı olarak kız öğrenciler var. Geçtiğimiz senelerde erkekler çoğunluktaydı ancak son birkaç yıl içinde kızlar geçti. 2004’ten bu yana 500 kitaba ulaşan öğrenci var. Son yıllarda okuduğum kitap sayısı 700 civarı. Hayatında hiç kitap okumamış gençlere de kitap okutuyoruz. Okumayı sevmeyenlere genellikle öykü ve hikâye kitapları veriyorum. Kız çocukları aile kitaplarına daha çok merak salıyor. Bazı kitapları kuran kurusuna ve okullara gönderiyorum.

REKLAMLAR OKUMADA ETKİLİ

Kitapları nereden ediniyorsunuz?
İstanbul’daki fuarlardan da alıyorum Nazilli’den de. Ensar vakfı neşriyatının büyük bir çoğunluğunu gönderdi. Kendi paramla alıyorum. 11 yıldır emekli maaşımın yüzde onunu ayırıyorum. Bazı yayınevleri kendileri kitap gönderiyor. Bu yıl üç aylarda bin liralık kitap almam için yardım yaptılar. O parayla 150 kitap aldık.

Kitabı okuyup okumadıklarını nasıl anlıyorsunuz? Mesela onlara okudukları kitapla ilgili sorular soruyor musunuz?
Evet. Kitabı nasıl bulduğunu ve ne anladığını soruyorum. Bazen “Seviyeme uygun mu tavsiye eder misiniz?” gibi sorular da soruluyor. Onun için mecburen dört beş kitap birden okuyorum. Öğretmenlik hayatım boyunca çantamda hep kitap bulundurdum. Çocuklar bizi biz onları teşvik ettik.

Örtünen, namaza başlayan var

Geçmişteki kitap okuma alışkanlığıyla şimdiki arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?
O zaman kitap fiyatları daha yüksekti. Bugün ikinci el kitap daha ucuza gelebiliyor. O yüzden çocuklar birçok kitabı okuma şansı elde ediyorlar. Sinekli Bakkal kitabını okutuyorum ama şunu söylüyorum; “bugün sinekli bakkal yok onun yerine marketler var.” İkisini karşılaştırmalarını öneriyorum. İskender Pala’nın divan edebiyatı dışında bütün kitaplarını okuyorlar. Geçmişte divan edebiyatından kitaplarını isteyen öğrencileri çoğunluktaydı. Ama bugün daha çok güncel roman okunuyor. Amerikalı Sarah Jio’nun bütün kitapları var. Tarihe meraklı olan gençler de var. En çok Türk, Kürt, Alevilik tarihini merak ediyorlar. Üç sene öncesi okurla şimdiki farklı. O dönemde aldığım kitapları şimdi kimse okumuyor. Öğrenciler birbirinden etkilenerek okuyor. Günümüzde gençler kitap reklamlarından etkileniyor. Ayraçların üzerindeki kitap reklamları bile etkili oluyor. Çocuk bana ayracı getirerek “dede bu kitaptan istiyorum” diyor.

Kitap okuyan kesimde gözle görünür bir farklılık var mı? “Bir kitap okudum hayatım değişti diyenler” oluyor mu?
Aynı zamanda gelenlerin dertlerini de dinliyorum. Bir nevi terapi gibi oluyor. Yaşça büyük olduğumdan gelen çocuk bana açılabiliyor. Boşanmadan vazgeçenleri gördüm. Örtünüp namaza başlayanlar, oruç tutanlar bile oldu. Onlara Kemal Sayar’ın ve Nevzat Tarhan’ın eserlerinden tavsiye ediyorum. 100 kitap okuyan bir kızımız bana “insanları, kendimi, kocamı ve çocuğumu” tanıdım diyor. Kitaplar insanı iyileştiriyor. Okuyan bu öğrencilerin hepsi üniversiteyi kazandı. Torunum 300 eser okudu ve Türkiye 79. Su oldu. Zevkle ders çalıştıklarını ve stres yapmadıklarını söylüyorlar.

En az 200 kitap şart

Kitapların ücretsiz oluşu okumayı arttıran sebeplerden biri olabilir mi?
Burada okudukları kitapları dışarıda soranlar oluyor. Pahalı buldukları için alamıyorlar. Kütüphaneden 400 kitap okumuşlar, bu parayı bulamazlar. Kapıdan içeri girerken önce kitapların ücretli olup olmadığını soruyorlar. Eğer değilse okumak istediklerini söylüyorlar.

Bir kişinin en az kaç kitap okuması gerekiyor?
İlk-orta ve lisede 200 kitap okumuş olması gerekiyor. Almanya’da ilk 4 yıl içinde 250 kitap okutuluyor. Bizde 12 yılda 25 kitap okutuluyor. Yeterli değil. Hangi meslekte olursanız olun devamlı okumanız gerekiyor. Bu memleketin ve gençlerinin kültüre ihtiyacı var. Ben gençlerin okumadığını düşünmüyorum. Rehberlik yapılmadığını düşünüyorum. Öğretmen, anne ve imam rehberlik yapmıyor. Anneleri okuyan bilhassa kız çocukları daha çok kitap okuyor. Yazın da üç yere 200 civarı kitap bırakıp öyle İstanbul’a geliyorum.

Şiir okuyan var mı?
Çok az. Buna hayret ediyorum. Necip Fazıl’ın bütün eserleri var. Genelde şiir merakı pek yok.

Yeni Şafak