*Harika Eğitim Projeleri *Medeniyetimiz Yandex.Metrica *Sufiler *Etik Kulübü *OGYE *Ziyaretçi Defterine Yaz *Ziyaretçi Defterini Oku

    freefind Search engine technology


Din Düşmanı - Mason Edebiyatçılar - Sapkın İnançlı Sanatçılar - Münafık Düşünürler

  İslam Düşmanı Sanatçılar - Edebiyatçılar

Abdullah Cevdet

Allah'ın düşmanı Cevdet... Abdullah Cevdet'i tanıyalım.

CENAZE NAMAZINI KİMSE KILMAMIŞTI, BİR ABDULLAH CEVDET HİKAYESİ…

Ayasofya Camiinde camiden çıkan cemaatin bir kısmı musalla taşındaki tabutun önünde toplanmıştı. Herkes bir şey
söylüyordu. Çoğunun ağzından çıkan cümle şuydu:”Götürün şu Allah düşmanını buradan!”
Hiç kimse cenaze namazını kılmak üzere safa geçmiyordu. “ Bu adam hayatında İslam dinine sürekli saldırdı. Hazreti peygambere hakaret etti. Bu sebeple, bir çok gencin ruhi ve imani buhranına, hatta bir kısmının intiharına vesile oldu. Böyle bir kimsenin namazı kılınmaz!” diyorlardı.
Dr. Abdullah Cevdet hayatta iken, İslamiyetin aleyhinde bulunmuştu. Yazılarında devamlı olarak İslami değerlere hücum etmişti. En büyük hedefinin, “halk arasında dinin nüfuzunu(etkisini) kırmak” olduğunu söylüyordu. Bu bakımdan ahali kendisine “Adüvüllah Cevdet- Allah’ın düşmanı Cevdet) ismini takmıştı.
Abdullah Cevdet’in yazdıklarını halk nefretle karşılamaktaydı. İslam düşmanlığı yapan gazetelerin batıp gitmesi gibi Abdullah Cevdet’te halk nazarında yok sayılmaktaydı.
Öldüğünde de yanında hiç kimse bulunmamaktaydı. Şimdi de cenaze namazını hiç kimse kılmak istemiyordu.
İmamlar da cenaze namazını kıldırmak istemiyorlardı. Ayasofya’daki tartışma giderek şiddetleniyordu. Abdullah Cevdet’in yakınları cenaze namazının kılınmasını, cemaat ise kılınmamasını istiyorlardı.
Abdullah Cevdet’in yakınları vakit namazını kılmamışlardı. Cenaze namazına da katılmayacaklardı. Fakat cemaatin cenaze namazı kılmasında ısrar ediyorlardı.
Tartışmanın daha fazla uzamasını istemeyen bir vatandaş bağırmıştı;”Bu adam İslam düşmanıydı, dinsizdi, namazı kılınamaz!”
Bu tartışmalardan sonra Abdullah Cevdet’in ölüsünü alan yakınları cenazeyi koyacak araba bulamazlar. Sağa sola koşuşurlar, fakat yok… Cenazeyi koyacak bir araba yoktur. Ne gariptir ki; o gün İslam cenaze arabaları meşguldür. Neticede, Fener Rum Patrikhanesine telefon edilerek cenaze arabası istenir.
Abdullah Cevdet’in cenazesi haç işaretli cenaze arabasına konularak götürülür.
Cenazenin yanında sadece birkaç yakını bulunmaktadır…
(Meşhurların Son Anları- Burhan Bozgeyik, sayfa:310 -311)

İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurulmasında rol aldı ve Kürt Teali Cemiyeti‘nde faaliyet gösterdi. türk ırkının ıslahı için Avrupa'dan damızlık erkek getirelim, diyen kişidir.

abdullah cevdet, chp, avrupadan damızlık erkek getirelim


Ahmet Mithat Efendi
Üst derecede masondur.
Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir.
[52]

 
Ali Cânip Yöntem

Şark'ın Ufukları

Yükselmeyen tazarru'un ey Şark bitmiyor;
“Hayye âlel felâh”ını gökler işitmiyor.

Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher
Dönsün zeminlerinde de isyana secdeler...

Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların!
Yaksın bütün ufukları artık belâların.

(Geçtiğim Yol / 1918)

Sönsün fezalarında sükûn işleyen seher
Dönsün zeminlerinde de isyana secdeler...

Diz çökmesin sağır göğe öksüz duaların!
Yaksın bütün ufukları artık belâların.

(Geçtiğim Yol / 1918)


Celal Sahir Erozan

 O Geliyor

Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü doğan güneş!

 


Falih Rıfkı Atay 

“Cehennemim var diye
Kurum etme ey Tanrım
Bağrımdaki ateşle
Seni bile yakarım”



Faruk Nafiz Çamlıbel

Yürüyor, kalbimizin durduğu bir yolda değil,
Kanlı bir gözyaşı nehrinde muazzam tabutun
Ey ilâhın yüce davetlisi, göklerden eğil
Göreceksin duruyor kalbimizin üstünde putun!

Tanrı, peygamber diye nedir, kimdir bilmeden
Taptığımız ne varsa, hepsi ondan şekil aldı.



Hâlide Edip Adıvar

"VURUN KAHPEYE"  ROMANIYLA,YAHUDİ İSLAMCI İMAMLARIN YOBAZLIĞINI BAHANE EDEREK, KÖPEKLER GİBİ İSLAM'A SALDIRIR, AMA HİÇ BİR ZAMAN TEVRAT KİTABININ SAPIKLIĞINA SALDIRMAMIŞTIR !..

ÇÜNKÜ KRİPTO YAHUDİDİR..


Halit Ziya Uşaklıgil

Aşk-ı Memnu yani Yasak Aşk romanında evli bir kadın, kocasının yeğeniyle zina yapmaktadır. Eser bunun üzerine kuruludur.
Halit Ziya denen mason, ahlaksızlığı, zinayı edebiyat aracılığıyla normalleştirmektedir.
Zaten Aşk-ı Memnu konu olarak, Madam Bovary romanından çalıntıdır.



Hamdullah Suphi Tanrıöver

İslam düşmanlığı yapmıştır. Özellikle Dağ Yolu adlı kitabında şeriata karşı nefretini kusmuştur. Irkçılığı öne çıkaran görüşleri çoktur. Faşizm taraftarıdır.

1930 yılında şöyle yazmış:
"
Faşizm bir vatan ideali etrafında iktisadi refahı, siyasi ve içtimai ahengi tesis etmeyi düşünür. bu milliyetçiliğin farikası *, milletin hakim ve mahkûm sınıflara ayırmak değil, her meslek erbabının umumi bir işbölümü içinde çalışma hakkını tanımak ve onun yükselmesini temin etmektir. [...] Münevver ve milliyetperver bir gençliğin, italya toprakları üzerinde, sınıf gayz ve kininden doğan hareket karşısında derhal kendini toparlamasını ve büyük vatanperverin  doğru yola gösteren emri altında, arzın medeniyet membalarından biri olan güzel memleketlerini siyanet edebilmelerini, hürmet ve takdir ile görmüşüzdür. Biz faşist milliyetperverliğin dünkü galeyanında, hem mazimizi hem istikbalimizi görürüz."
Türk Yurdu , Mayıs 1930; aktaran: Mete Tunçay , "Türkiye Cumhuriyeti'nde tek parti yönetiminin kurulması" (1923-1931), Ankara (Yurt Yay.), 1981; Sevan Nişanyan, "Yanlış Cumhuriyet", Kırmızı Yay., İstanbul 2008, s.31

Romanya dan bir kısım Hristiyan, Şaman ve Gagavuzları Ataturk un kurduğu Turk Ortodoks patrikhanesi cematini olusturmak uzere, 70 kadar kızlı erkekli öğrenciyi, Türkiye’ye getirmeyi başaran Tanrıöver’dir.

1943 yılında, İnönü’nün onayladığı bir kararla, bu öğrencilerin nüfus cüzdanlarına Hristiyan Türk Ortodoks yazılır ancak uzun vadede bir kısmı patrikhaneyi terk eder, bir kismi Müslümanlığı seçer.



Hüseyin Cahit Yalçın

Mason olduğu için Abdülhamid düşmanıdır, devlete saldırılarından dolayı Serveti Fünun dergisinin kapatılmasına sebep olmuştur.

1922'de yeniden çıkarmaya başladığı Tanin gazetesinde Cumhuriyet hükümetini eleştirince gazetesi kapatilarak Çorum 'da bir bucuk yıl sürgün kaldı. Cumhuriyet döneminde de önde gelen İttihatçilardan biri olmasına rağmen varlığını etkin bir şekilde sürdürebilmiştir. Türk siyasi hayatında, merkezde olmayan ama her zaman “merkeze yakın” durmayı başaran figürlerin bolluğu arasinda bir “devlet adamı” olarak dikkat çekici bir yeri vardır.

Kadrolu masondur.  Bakınız:   www.mason.org.tr/web/03_turkiye.html


Celal Sahir Erozan

O Geliyor
Yıl, 1919,
Mayısın on dokuzu.
Kızaran ufuklardan kaldırıyor başını
Yeryüzüne can veren
Cana heyecan veren
Al yüzlü doğan güneş!


Falih Rıfkı Atay 

“Cehennemim var diye
Kurum etme ey Tanrım
Bağrımdaki ateşle
Seni bile yakarım”


NÂZIM HİKMET RAN Dönmedir , mason, dedesi Polonya Yahudilerinden Borjenski’dir. Türk vatandaşlığından atılmıştır.


Mahmut Esat Bozkurt

Mahmut Esat Bey söz aldı ve sertçe cevap verdi:

“Evet hıristiyanlığı… Çünkü islâmlık terakkiye (ilerlemeye) manidir. Bu dinle yürünmez mahvoluruz. Ve bize kimse de ehemmiyeti vermez..” dedi.


Melih Cevdet Anday



Munis Faik Ozansoy



Munis Tekinalp

Munis Tekinalp takma adlı Moiz Kohen… Sürekli türklüğü öne çıkaran, kemalizme vurgu yapan, Islam’ın emri olan Şeriat’a “kahrolsun” diyen,

Halifeliğin ve Padişahlığın kaldırılmasını savunan ve sonunda Fransa’da Yahudi mezarlığına gömülen bir yahudi… 


Osman Hamdi

Osman Hamdi - Mihrap (Tekvin - Yaratılış)
Mihrapta rahle üzerine oturmuş bir kadın ve yerlerde Kutsal Kitaplar.


Tevfik Fikret

Tarih-i Kadim
En zorlu düşmanın işte, tanrı,
boğmak ister seni ulu katında,
çok iyi tanırsın sen o yılanı,

onun kızgın zehrinden bir vakitler bize
bir tadımlık vermiştin hani.



Refik Halid Karay

Kurtuluş Savaşı aleyhine yazılar yazdığı ve faliyet yürüttüğü gerekçesiyle vatan haini ilan edilerek “yüzellilikler” listesine girdi. 9 Kasım 1922’de sınır dışı edildi. Sürgün olarak gittiği Beyrut ve Halep’te 15 yıl kaldı.



Reşat Nuri Güntekin


Rıza Tevfik Bölükbaşı

1918-1919 yılları Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Büyük Locası Büyük Üstadıdır.
Babasının isteği üzerine İstanbul’da bir Musevî okulunda okudu. Gelibolu’da rüştiyeyi bitirdi. Galatasaray Lisesi’nden mezun oldu. Yüksek öğrenimine Mülkiyede başladı ise de öğrenci hareketlerine katıması nedeniyle kovulunca 1890 yılında Tıbbiyeye girdi ve 1899 yılında mezun oldu.
1907’de İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne girdi. II. Meşrutiyet sonrasında Edirne mebusu oldu. Damat Ferit kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Sevr antlaşmasını imzalayanlardandır. Balkan Harbine de, Kurtuluş Savaşına da karşı çıkmıştır.

Cumhuriyet döneminde Vatan Hainileri-Yüzellilikler Listesine girdiği için yurt dışına kaçmış, af Kanunu’ndan faydalanarak ancak 1943’te yurda dönebilmiştir.
Felsefeye merakı nedeniyle “Feylesof” diye anılır. Sekiz dil biliyordu, şair ve yazardı. Şiirlerinin tümünü derleyerek 1934 yılında Lefkoşa’da Serab_ı Ömrüm adıyla yayınlamıştır. Tekris yeri ve tarihi bilinmemektedir.1909 da başlayan görev döneminde Hatiplik yapmıştır. 1918-1921 dönemi için Büyük Üstad seçilmiş, 1919’da istifa etmiştir.

Ahmet Rasim

Mhmet Emin Yurdakul

huseyin-cahit-yalcin

resad-nuri-guntekin

www.mason.org.tr/web/03_turkiye.html



Şinasi
Üst derecede masondur.
Mason kaynakları Genç Osmanlıları şöyle anlatıyor: “Bütün Genç Osmanlıların hürriyetin insanın en doğal hakkı olduğu konusunda ve çeşitli edebi türlerde çok sayıda yazıları vardır. Kardeşimiz Şinasi’nin şiirleri ise, masonik alegoriden esinlenen ve zamana göre yürek isteyen dizelerle doludur.
Kardeşimiz Ziya Paşa’nın “Diyâr-ı küfrü gezdim beldeler kâşâneler gördüm” deyişi, toplumun kendi durumunun bir muhasebesini, bir sorgulamasını yapmayı başlatacaktır. Bu devirde, Batı Medeniyeti ile Osmanlı değerleri arasında en ayrıntılı karşılaştırmayı yapan Kardeşimiz Ahmet Mithat Efendi olmuştur. Onun gazete ve dergi makaleleri ve ders kitapları dışındaki yüzden fazla eseri arasında, bu sorunlardan söz etmediği kitabı hemen hemen yok gibidir.
[52]


Yakup Kadri Karaosmanoğlu
Sabetayisttir. Yani Müslüman görünümlü Yahudi.
Türkçülüğün diğer kaynağı ise Müslümanlığı kabul edip Osmanlı Devleti’nde görev alan aslen Yahudi Polonya – Macaristan milliyetçileri ve onların devamı denebilecek Selanik merkezli “İslamsız Türkçüler” dir. Selanikli olmasalar da Selanik’te oluşan ekolü benimseyenlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda Sabetaycı veya Karaimcidir. Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Falih Rıfkı Atay, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Reşat Nuri Güntekin, Orhan Seyfi Orhon, Yusuf Ziya Ortaç, Tekin Alp, Yaşar Nabi Nayır, Hüseyin Cahit Yalçın, Celal Nuri İleri, Faruk Nafiz Çamlıbel, Burhan Belge, Ahmet Emin Yalman, Yunus Nadi, Doğan Nadi, Simaviler… bu akımın etkili temsilcileridir. “İslamsız Türkçülüğü” savunan düşünce ve aksiyon adamları, ellerindeki yayın gücü ile daha etkili bir kamuoyu oluşturabilmişlerdir.”

Ziya Gökalp



Fırat Olcay

Olaylar Ve Gerçekler
ÜSTAD NECİP FAZIL'IN KALEMİNDEN ZİYA GÖKALP GERÇEĞİ

PAPAĞAN RESMİ TARİHLE YETİNMEYELİM, YAKIN TARİHİMİZ BİZE OKUTULDUĞU GİBİ DEĞİLDİR, GERÇ EK TARİHİ MUTLAKA ARAŞTIRIP OKUMAMIZ GEREKİR.

KEMALİZM VE IRKÇI MİLLİYETÇİLİĞİN KURAMCISI VE ZİYA GÖKALP'İN ARKASINDAKİ AKIL HOCASI MUNİS TEKİNALP TAKMA ADLI İSLAM VE ECDAT DÜŞMANI MOİZ KOHEN YAHUDİSİDİR.

BİLİNÇLİ İSLAM DÜŞMANI BU ADAMIN MEZARI ŞU ANDA FRANSA'NIN NİCE ŞEHRİNDE BİR YAHUDİ MEZARLIĞINDADIR.

EYY ! MÜSLÜMAN TÜRK KARDEŞİM, KİMİN FİKRİNİN PEŞİNDEN GİTTİNİ ÇOK İYİ BİL VE KENDİNE GEL !

Ziya Gök Alp Ölürken Allah’a Küfür Ediyordu. (Türkçülük Kurucusu)

Ölürken Allah’a Küfür Ediyordu.. Ziya Gökalp…

“Başında kuzunun bulunduğu aslanlar ordusu aslında kuzular ordusudur” demiş bir düşünür…

Yaklaşık bir buçuk asırdır milletimize, aslan postu giydirilmiş kuzular, büyük önder, büyük mütefekkir, büyük siyasetçi ve devlet adamı olarak tanıtıldılar…

Bunları büyük bilip aldanan milletimizin aslanca duruşu ve mücadeleleri de tesirsiz, sonuçsuz bırakıldı…

İşte son asırda ülkemizdeki vatanseverlere, milliyetçilere, dindarlara, bir ülküsü olanlara çok büyük bir aslan gibi sunulan Ziya Gökalp de aslında bu kuzulardan biriydi..

Bakın gerçekte bize tanıtılanın aksine nasıl bir Ziya Gökalp yaşadı;

Ziya Gökalp Fransız Hastanesine yatırıldığında bitkin bir vaziyetteydi. Yataktan kımıldayamıyordu.

Gökalp’ın hastalığı ağırlaştıkça asabiliği de artıyordu. En ufak bir hadiseye öfkeleniyor, bağırıp çağırıyordu. Öldüğü gece de başını duvardan duvara çarpmıştı.

Ziya Gökalp’ın öldüğü geceyi Necip Fazıl şu şekilde naklediyor;

Ziya Gökalp’ın Allah’ a karşı tavrına ait bir müşahede(gözlem)…

Tarihin ve kimsenin bilmediği bir hadise… Benim kırk yıllık bir hatıram…

Bundan kırk küsur yıl önce, Abdülhak Hamid’in evinde bir hanımefendiyel tanıştım. Bu hanımefendi, ömrü Avrupa’da geçmiş, ne Ziya Gökalp’ı tanıyan, ne Türkiye’yi, Türk Edebiyatını bilen, züppe, Avrupalılaşmış bir kimse… Kimsenin kastla, ne lehinde olabilir, ne aleyhinde..

Ben Abdülhak Hamit’e, Ziya Gökalp’ın dinsizliğinden bahsederken birden doğruldu ve aynen şunları söyledi…

“İstanbul’a gelişlerimden birinde hastalandım ve Fransız hastanesine yattım. Bitişiğimdeki odadan garip sesler geliyordu.Kim olduğunu, bu sesleri çıkaran hastanın kim ve ne olduğunu sordum. Meşhur Ziya Gökalp, dediler. Mebusmuş(milletvekili). Profesörmüş…ismini bile yeni duyuyordum. Öldüğü gece, başını duvarlara çarparak, SABAHA KADAR ALLAH’A EN GALİZ(AĞIR) KELİMELERLE SÖVD܅ O kadar fena oldum ki bu hal karşısında odamdan çıkıp başka bir yere sığındım. Öğrendiğime göre Allah’ a inanmazmış…”

Hem Allah’a inanma.Hem ona söv!

Duyulmamış görülmemiş şey…
(Necip Fazıl, Sahte Kahramanlar, Sayfa: 74–75)

Daha önceleri de çeşitli defalar ruhi bunalım geçiren Ziya Gökalp bir defasında intihara teşebbüs etmiş, şakağına tabancayı dayayarak tetiği çekmişti.

Kurşun kafasını delip içeride kalmasına rağmen ölmemişti. Öldüğü gece yine böyle bir krizin tutmuş olduğu anlaşılmaktadır.

Fransız Hastanesi’nde hayata gözlerini yuman Gökalp, aynı hastanenin ölülerin bekletildiği odasına kaldırılmıştı.Gökalp’ın başucuna bir haç konulmuştu.İttihat ve Terakki dönemi ile Cumhuriyet dönemsinin Mütefekkiri olarak bilinen Gökalp’a Hıristiyan muamelesi yapılmaktadır.

Enver Behnan Şapolyo, Gökalp’ın son anlarını şu şekilde anlatmaktadır;

Ziya Gökalp’ı son defa görmek istediğimi söyledim.Doktorlardan biri “Lütfen benimle birlikte geliniz” dedi.. Doktor ve ben… Dar ve temiz bir koridordan geçtik. Çakıl taşlı bir bahçeden ilerledikten sonra doktor, beyaz önlüğünün cebinden çıkardığı bir anahtarla önünde durduğumuz kapıyı açtı.”

Burası tavan pencerelerinden donuk ışık sızan kubbeli bir odaydı. Ölüler buraya konuyordu. Her yer mermer döşeli ve bembeyazdı. İlahi bir sessizlik ve ortada yüksekçe bir yere oturtulmuş tabut biçiminde mermerden bir mezar üstü vardı.”

“Başucunda bir haç, haçın altında bir Meryem ana kandili… Kandil donuk ışığıyla hafif hafif titreşiyordu. Kandilin gölgesinde de yatan Ziya Gökalp’tı. Beyaz kefenlere bürünmüştü…”

“Doktor eliyle, Ziya Gökalp’ın kendini öldürmek istediği zamandan kalma alnındaki ize parmağıyla dokunarak: “İşte kurşun buradan girmişti” diyordu. Alnından giren kurşunun bıraktığı dörtlü işaret, sanki başucunda duran haçın gölgesiydi. Birlikte bu ize dokunduk, sonra da ellerimizi kavuşturup büyük Türk düşünürünün önünde gözyaşı döktük. Bizi kendimize getiren hastanenin Fransız bekçisi oldu. Bekçi Fransız Büyükelçisinin gönderdiği çelengi getirdi. Gökalp’ın ayakucuna konulmak istenen bu Çelengi, başucuna bıraktırdım. Sonra da onun başının üstünde duran İstavrozun üstüne çelengi sararak, bu kutsal dörtlüyü kapattım”

“Cenazenin yanından ayrılırken de yanan mumu söndürmekten kendimi alamadım. Bu Hıristiyan gelenekleri ile yatırılan bir Müslüman cenazesine karşı, yerine getirilmesi gerekli, kaçınılmaz bir vazifeydi.”

[Enver Behnan Şapolyo, Ziya Gökalp: İttihad-ı Terakki ve Meşrutiyet Tarihi, S.231–232]

(Meşhurların Son Anları – Burhan Bozgeyik, TÜRDAV Yayınları, Sayfa:321-322, İstanbul, 1993)

Kalem kılıçtan keskindir. Kelimeler kullanabilenlerin silahsız kuvvetleridir. Şayet Ziya Gökalp, Ali Suavi, Kendini Türk ve Müslüman tanıtırken içten içten İslam’ı yıkan Munis Tekinalp(Moiz Kohen) gibi kalemşorlar sahnede olmasaydı, faaliyette olmasaydı, imkanız gibi gözüken bir çok şeyi bu ülkenin düşmanları başaramazlardı.

Bu kalemler halkın gayretini, ömür sermayelerini, geleceğini hep yanlış yerlere kanalize etti. Yanlış fikirlerle yanlış aksiyonlara sebep oldu.. Böylece Osmanlı ancak yıkılabildi… Ardından bu millete akıl almaz zulümler yapılabildi… Asıl katil tetiği çeken değil, kalemi kullanan eldir…

Ve.. Adalet-i İlahi öyledir ki, böyleleri daha dünyada iken, yaklaştıkları korkunç bir ilahi azabın emareleri üzerlerinde görülmeye başlanır.. Halk tabiri ile “Ölemezler bile”…

Ziya Gökalp, son bir asırdır yaşanan ve hala yaşanmakta olan birçok acının sorumlusudur. Kalem kullananlar kaleminin namusunu korumalı.